29 Ağustos 2012 Çarşamba

Ölümden Neden Korkuyorsun?


- Panik ataklar mı yaşıyorsun?
+ Eskiden... Şimdi de var ama eskisi kadar sık değil... Doktor atlatacağımı söylüyor.
- Niye panik atak yaşıyormuşsun peki?
+ Ölümden korktuğum için herhalde.
- Herkes ölümden korkuyor, sen niçin panik atak geçiriyorsun?
+ Daha önce öldüğüm için herhalde... Birkaç defa öldüm bence, birkaç defa da terk edildim... Aslında hangisinden daha çok korktuğumu bilmiyorum. Hangisi daha kötüydü onu da hatırlamıyorum.
   Yelda botlarının bağlarıyla oynamaya başlamıştı.
- Bence hatırlıyorsun.
+ Terk edilmek daha kötüydü herhalde... Aldatılmak... Sen hiç aldatıldın mı?
   Yelda içini çekti.
- Evet.
+ Kötü değil mi?
- Kötü.
   Leopold elindeki sigarayı söndürdü, cebinden bir teneke kutu çıkartıp oradaki tütünden bir tutam alıp avucuna yerleştirdiği sigara kağıdının içine serpiştirdi, sonra küçük bir torba çıkartıp onun içinden aldığı yeşilimsi otları da tütünün içine yayıp sigarayı sardı, diliyle ıslatarak yapıştırdı. Çakmağı çakınca yüzünde yeşilimsi bir alev ışığı dolaştı.
+ Bir tane daha içeceğim... Hala istemediğine emin misin?
- Eminim...
+ İyi...
   Leopold boynunu bir sağa bir sola çevirdi, bir ağrıdan kurtulmak ister gibiydi.
+ İnsan, dedi usulca, sevince çok güveniyor değil mi? Bu garip aslında, sevince kuşkulanıyorsun ama gene de anlaşılmaz bir güven duyuyorsun... Ben çok güvendim... Çok sevdim, çok güvendim... Sonra bir gün telefon ettim, telefon açıldı ve ben, biliyor musun, neredeyse yarım saat sevgilimin başka bir herifle sevişmesini dinledim, onun sesini, bana söylediklerini aynı vurgularla tekrarlayışını, biraz daha fazla becerilmek için yalvarışını, daha, daha diye inleyişini... Korkunç olan neydi biliyor musun, telefonu kapatamadım, bir sigara sardım, onların sevişmesini dinledim, kasıklarının birbirine çarparken çıkardığı sesi, çok tuhaf bir ses çıkıyor biliyor musun, insan kendisi sevişirken o kadar fark etmiyor, ıslak çarşaflar birbirine vuruyormuş gibi bir ses, adam tren gibi soluyordu... O telefon nasıl açıldı hiç anlamadım, mahsus mu açtı acaba, bana bilerek mi dinletti, yoksa yanlışlıkla mı bir düğmeye bastı... Bunu çok uzun düşündüm, biliyor musun, sanki en önemli şey buymuş gibi... O telefon nasıl açıldı... Yarım saat dinledim onları... Yerimden bile kıpırdamadım... Doktora anlattığımda ne hissettin diye sordu, hatırlamıyorum dedim... Ağladın mı diye sordu, hatırlamıyorum dedim...
   Yelda dudağının tam kenarında gözünden akan yaşın tuzlu ıslaklığını ancak sormak için ağzını açtığında hissetti.
- Ağladın mı?
+ Evet.
   Leopold, sanki bu hikaye çok eski ve yakın bir dost haline getirmiş gibi uzanıp Yelda'nın yanağındaki yaşı sildi.
+ Ama senin ağlamana gerek yok.
- Sana ağlamıyorum.
+ Biliyorum, dedi Leopold gülerek, o kadar kaba biri olmadığını ilk gördüğümde anlamıştım.
   Yelda gözünü sildi.
-Sonra ne yaptın peki?
+ Sonra ne yaptım...
   Sigarayı yüzüne doğru kaldırıp uzun uzun sigaranın ucundaki ateşe baktı.
+ Sadece benim sevgilim mi orospuydu yoksa hepiniz mi öylesiniz diye merak ettim... Dünyayı dolaştım, bütün kadınlara baktım... Sonunda karar verdim, sadece benim sevgilim değil hepiniz orospusunuz.
   İçerden gürültülü bir kahkaha sesi geldi. Yelda hafifçe başını içeri uzatıp baktı, Taner'in odasında Rojda'yla birlikte bir başka kız daha vardı şimdi, hep birlikte gülüyorlardı ama kızların kahkahası daha çok duyuluyordu.
- Bende sana bir sır vereyim, dedi Yelda, böylece bir dünya turu daha yapmana gerek kalmadan bir gerçeği daha öğrenirsin... Erkekler de orospu...









Ahmet Altan - En Uzun Gece

11 Temmuz 2012 Çarşamba

Srebrenicalı Bir Anne

İnsanlar oğullarından gelin, torun beklerken biz cenaze, tabut bekliyoruz. Senelerdir bizim sevincimiz, neşemiz kalmadı. Tek neşemiz, tek umudumuz, maalesef baba, oğul ve eşlerimizin cesetlerini bulmak. Üzücü ama öyle. Onları uzun süre dönerler umuduyla bekledik... Hep dönerler diye umutlar içinde. Ama artık tüm umutlar da tükendi. Artık tek umudumuz onların cesetlerini bir bütün içinde bulmaktır. Allah bunu nasip ederse, çok mutlu olurum.
Srebrenitsalı bir anne olarak, artık hayatımı çocuklarımın cesetlerini bulmaya adadım. Onları doğururken ne kadar sevindiğimi hatırlıyorum; Rabbime bu kadar güzel evlatları bana nasip ettiği için şükrederdim. Şimdi ise, onları bulmak ve hak ettikleri gibi toprağa vermek için dua ediyorum. Ve bütün insanlara sesleniyorum: “Srebrenitsa’dan kovulmamıza izin vermeyin! Bu topraklar bizim için kutsaldır; bu toprakları ziyaret etmemiz, bu topraklara bakmamız ve genç nesillere düzgün bir şekilde aktarmamız lazım. Buralar yalnız kalmasın.”

18 Haziran 2012 Pazartesi

Kapat artık pencereni...


Pencereyi açık bırakma sakın
Sessizliği girer içeri onun seni terk edişinin
Ne de sevemedi ama seni değil mi?
Kalbinin en güzel yerindeydi
Ama artık bir müzik notasıyla saplanan bıçak oldu

Artık elif gibi dimdik yokuşlardasın
Dışlanmışlığın yerini içlenmeye bıraktığı
O kemiren, parçalayan, bıçak gibi yaralayan
Yalnızlığınla çöküş anındasın
Kapat pencereni gelmez bu saatten sonra hiç kimse
Öyle öldürülmez adam Azrail
Kor öyle düşmez cehennem
Öyle adaletsizlik olmaz, gör Şeytan
Hepsi dışarda kalsın işte
Hepsi düşmanın olmuş en sevdiğin bile
Sen kapat pencereni
Demişti ya Ahmet Aslan; Sadece susarak özle...

Sol tarafındaki organın bile acıyor sana
Beynin durdu, ciğerlerin işe yarar mı hala bilinmez
İşlevsiz gibi değil mi hepsi
Ayakların nereye yürüyor
Elin kimi tutuyor sordun mu kendine hiç
Gözün neyi görüyorda, diline neyi söyletiyor
Duyma sana söylenenleri, unut yapılanları
Sen iyisi mi dön arkanı ve git
Nasılsa bir bıçak gelir seninle arkandan
Başka kimse seninle değil artık
Geçmiş olsun...
Kalbinin attığı kadar yaşayacaksın bunu
Hoşgeldin Dünya'ya. Keşke gelmeseydin...




M.Sungur Aslan




21 Nisan 2012 Cumartesi

Zıt-lık-lar


"Benim" diyebileceğim kadın; ateist olsun, kürt olsun..
Benden zeki olsun, bir adım öteye taşısın,
         anlayayım onu o da beni anlasın..
Saygı duyayım sana kadın,
      ideolojine,
              ırkına..
Zıt düşüncem ol benim.
Beni yargıla kafandakilerle..

Tartışsın, kavga etsin düşüncelerimiz,
       ama sen gülünce değsin bunların hepsine.
Ben seni seveyim kadın, herşeyinle seveyim..
Gözlerinin rengi yetsin, ismin yetsin, bakışın yetsin barışa..
Bitirsin aşkımız senle ölümleri, sustursun silahları..
Çatlatalım düşmanları,
         benim SAĞ elimle,
                     senin SOL elin buluştuğunda anlasınlar ikimizin,
 kirimizle beraber bir olduğumuzu..





M.Sungur Aslan

10 Nisan 2012 Salı

Sen, demin ve ertesi..


deminden beri kaç kez öldüm bilmiyorum.
kaç düşünce geçti ki içinde sen olmayan
kaç kez fazladan attı nabzım
kaç kez nefes alırken zorlandım..
kaçıncı seferde vazgeçtim seni düşünmekten
vazgeçmekten kaç kez vazgeçtim..

yenilgiyi kabul ettim deminden beri
yine uykuyla savaşacağım
yine susmayacak hoparlörler,
yine bana yazılacak tüm şarkılar
yine yaradanın yalnızlığına yaklaşacağım
yinelerle kalacağım seni düşünürken
kalanlar sadece yineler..

deminden beri yalpaladığımı hissediyorum
bu seferde kirli bardaklarla kahve içerim
bu seferde dağınık odamda kaybolurum
bu seferde tavanın her ayrıntısını incelerim
bu seferde pencereden uzakta uyurum
seferdeyim hala kendimle kıyasıya
kıyasıya kendime karşı..

deminden beri haşat olmuş içim
herhalde güneş gözümü alacak
herhalde öğlene doğru uyanacağım
herhalde yüzümü yıkamaya üşeneceğim
herhalde gözlerim ağrıyacak
halden belli bir kaç kutu clarnise alacağım
almalıyım, ilacım bitti..

deminden beri ve deminden sonra;
sınav vakti yazılan şiir değerindesin.
uyku vakti çöken ağırlık gibi.
yemek vakti eksik olan tuzsun daha çok
öğle vakti geciken güneş..
Sensizliği çözmeye başlıyorum
Deminden beri..



M.Sungur Aslan

8 Nisan 2012 Pazar

Kahve içerken bile..

Hadi geç karşıma, otur. Soluklan biraz. Nefes nefese kalmışsın.
Kalbin… Çok kırmışlar, değil mi? Çok hırpalamışlar seni, çok tüketmişler.
Bir kahve yapayım sana. Beni boş ver, sen varsın burada sadece. Konuş duvarlara. Hıncını pencerelerden çıkar, kır bardakları, aynalara fırlat eline geçen ne varsa. Susma. Unuttuğunu sanma. Unutmayacaksın da zaten.
Yine o şarkıları dinle. Defalarca okuduğunuz kitaplar, altını çizdiğiniz şiirler…Tekrar oku. Yine geç o sokaklardan, yine o banka otur. Cüzdanının içinde duran, seni çizdiği kağıdı asla atma. Saçlarını hep seni son gördüğü zamanki gibi yap, kestirme. Doğduğu gün, o saatte yine çık dışarı, derin nefesler al. Hava bundan sonra hep soğuk olacak, alış. .
Bu bile yeter sana, öyle değil mi.
Daha iyisin şimdi. Hep daha iyi olacaksın zaten. İnsan sevdiğini düşünerek ne kadar kötü olabilir ki. Sen de iyi olacaksın. Unutmayacaksın hiç. Sadece sana unutturduklarını hatırlamak zorunda kalacaksın.

-Kahveye kaç şeker atıyorsun?

-Benim şekerlerimi hep o atardı.





(alıntı...)

7 Nisan 2012 Cumartesi

MACHETE - Нежность

Ben sana aşık olmak istememiştim ki, ben başımı yaslayıp müzik dinleyebileceğim birini arıyordum.
Sabahları yatağımda döndüğümde yüzüme gülümseyen birini, sıkılmadan saatlerce konuşabileceğim birini.
Gittiğimiz yerleri beraber keşfedeceğim birini, elini tutmasam bile olurdu.
Gözlerime mutlulukla bakan birini arıyordum zaten ben.
Beraber sarhoş olup sokaklarda deli gibi bağaracağım birini. geçmişimizi kıskanmadan,kahkahalarla eski aşklarımızı konuşacağım birini
Bütün günün sonunda biten paramız yüzünden metrelerce yolu yürüyeceğim,
Benle birlikte kütüphanede saatlerini geçirecek,fısır fısır konuşmaya çalışıcak, Gittiğimiz maçlarda sesimiz kısılıncaya kadar bağırabileceğim birini.