- Panik ataklar mı yaşıyorsun?
+ Eskiden... Şimdi de var ama eskisi kadar sık değil... Doktor atlatacağımı söylüyor.
- Niye panik atak yaşıyormuşsun peki?
+ Ölümden korktuğum için herhalde.
- Herkes ölümden korkuyor, sen niçin panik atak geçiriyorsun?
+ Daha önce öldüğüm için herhalde... Birkaç defa öldüm bence, birkaç defa da terk edildim... Aslında hangisinden daha çok korktuğumu bilmiyorum. Hangisi daha kötüydü onu da hatırlamıyorum.
Yelda botlarının bağlarıyla oynamaya başlamıştı.
- Bence hatırlıyorsun.
+ Terk edilmek daha kötüydü herhalde... Aldatılmak... Sen hiç aldatıldın mı?
Yelda içini çekti.
- Evet.
+ Kötü değil mi?
- Kötü.
Leopold elindeki sigarayı söndürdü, cebinden bir teneke kutu çıkartıp oradaki tütünden bir tutam alıp avucuna yerleştirdiği sigara kağıdının içine serpiştirdi, sonra küçük bir torba çıkartıp onun içinden aldığı yeşilimsi otları da tütünün içine yayıp sigarayı sardı, diliyle ıslatarak yapıştırdı. Çakmağı çakınca yüzünde yeşilimsi bir alev ışığı dolaştı.
+ Bir tane daha içeceğim... Hala istemediğine emin misin?
- Eminim...
+ İyi...
Leopold boynunu bir sağa bir sola çevirdi, bir ağrıdan kurtulmak ister gibiydi.
+ İnsan, dedi usulca, sevince çok güveniyor değil mi? Bu garip aslında, sevince kuşkulanıyorsun ama gene de anlaşılmaz bir güven duyuyorsun... Ben çok güvendim... Çok sevdim, çok güvendim... Sonra bir gün telefon ettim, telefon açıldı ve ben, biliyor musun, neredeyse yarım saat sevgilimin başka bir herifle sevişmesini dinledim, onun sesini, bana söylediklerini aynı vurgularla tekrarlayışını, biraz daha fazla becerilmek için yalvarışını, daha, daha diye inleyişini... Korkunç olan neydi biliyor musun, telefonu kapatamadım, bir sigara sardım, onların sevişmesini dinledim, kasıklarının birbirine çarparken çıkardığı sesi, çok tuhaf bir ses çıkıyor biliyor musun, insan kendisi sevişirken o kadar fark etmiyor, ıslak çarşaflar birbirine vuruyormuş gibi bir ses, adam tren gibi soluyordu... O telefon nasıl açıldı hiç anlamadım, mahsus mu açtı acaba, bana bilerek mi dinletti, yoksa yanlışlıkla mı bir düğmeye bastı... Bunu çok uzun düşündüm, biliyor musun, sanki en önemli şey buymuş gibi... O telefon nasıl açıldı... Yarım saat dinledim onları... Yerimden bile kıpırdamadım... Doktora anlattığımda ne hissettin diye sordu, hatırlamıyorum dedim... Ağladın mı diye sordu, hatırlamıyorum dedim...
Yelda dudağının tam kenarında gözünden akan yaşın tuzlu ıslaklığını ancak sormak için ağzını açtığında hissetti.
- Ağladın mı?
+ Evet.
Leopold, sanki bu hikaye çok eski ve yakın bir dost haline getirmiş gibi uzanıp Yelda'nın yanağındaki yaşı sildi.
+ Ama senin ağlamana gerek yok.
- Sana ağlamıyorum.
+ Biliyorum, dedi Leopold gülerek, o kadar kaba biri olmadığını ilk gördüğümde anlamıştım.
Yelda gözünü sildi.
-Sonra ne yaptın peki?
+ Sonra ne yaptım...
Sigarayı yüzüne doğru kaldırıp uzun uzun sigaranın ucundaki ateşe baktı.
+ Sadece benim sevgilim mi orospuydu yoksa hepiniz mi öylesiniz diye merak ettim... Dünyayı dolaştım, bütün kadınlara baktım... Sonunda karar verdim, sadece benim sevgilim değil hepiniz orospusunuz.
İçerden gürültülü bir kahkaha sesi geldi. Yelda hafifçe başını içeri uzatıp baktı, Taner'in odasında Rojda'yla birlikte bir başka kız daha vardı şimdi, hep birlikte gülüyorlardı ama kızların kahkahası daha çok duyuluyordu.
- Bende sana bir sır vereyim, dedi Yelda, böylece bir dünya turu daha yapmana gerek kalmadan bir gerçeği daha öğrenirsin... Erkekler de orospu...
Ahmet Altan - En Uzun Gece





